Bizimkiler: Süper Güç

E-kitap okumak için tıklayın

On iki İmam Şiiliğinin Safevi yönetiminde devlet dini olması, Şiiler ile Sünniler arasında daha önce görülmemiş olan bir düşmanlığın başlangıcı olmuştu. Bu zamana kadar Şiiler daha entelektüeldiler. Tasavvuf’a dönük Sünniler ise Şiilerle pek çok şeyi paylaşıyorlardı. Ama şimdi iki rakip kamp oluşmuştu. Şah İsmail Sünniliği sürüp atmakta kararlıydı. Kendini kuşağının imamı olarak görüyor ve Şiileri Sünnilere karşı zorluyordu. Şimdi Şii topraklarında Sufi tarikatlar yasaklanmıştı.

Tabii bu tutumun Osmanlı topraklarında ters tepmesi ve oralarda da Şiilere karşı bir baskının başlaması kaçınılmazdı.

Diğer taraftan, Safevi topraklarında olup bitene Şii ulema tereddüt ile yaklaşmıştı. Şii ulema, Sünnilerden farklı olarak içtihat kapısının kapanmasını reddetmişti. Onlar, şahlarından bağımsız olarak İslam’ı yorumlamaya devam ediyorlardı. Şahlar İmamların devamı olamamışlardı. Şii ulema halkla beraberdi ve yönetim baskılarına karşı halkın önderliğini yapıyorlardı. Bu tutum İran için bir gelenek oldu.

16. Kitap Hakkında

16. Kitapta, Osmanlı toprak düzenine, Osmanlı Saray yapılanmasına, Osmanlı vergi düzenine, Kent ve kırsal kesim yapılanmasına epey yer ayrılmıştır. Bu anlatılan devlet yapılanması XVII. yüzyıl sonuna kadar geçerli bir yapılanmadır.

Osmanlılar, çağdaşları olan ordulardan çok daha üstün bir savaş makinesi örgütlemişlerdi. Osmanlının tımarlı yarı hafif süvarisi, düşmanın ağır süvarisini üzerine çekiyor, sonra da yeniçerilerin önüne sürüyordu. Osmanlı topçusuna da bunları silip süpürmek kalıyordu. Osmanlı savaş sisteminde akıncılar çok önemli bir rol üslenmişlerdi. Akıncıların denizdeki karşılığı korsandı. Osmanlı donanmasının esas gemisi olan kadırgalar Akdeniz’e çok uygun ve hızlı teknelerdi. En iyi kadırgalar Osmanlı tersanelerinde inşa ediliyorlardı.

Osmanlı sisteminin temeli tımar sistemiydi.

XVI. yüzyılda Machiavelli yaşadı ve yazdı. Machiavelli siyasal düşünüşün bir dönüm noktasıdır. Ondan önceki tüm düşünürler, hatta burjuvazinin siyasal görüşlerini savunuyor da olsalar, kendilerini dinin etkilerinden kurtaramamışlardır. Machiavelli ise, siyasal erkin Tanrı’dan değil, kuvvetten doğduğunu gözlemleyip, bunu kabul edebilmiştir. Böylece Machiavelli, siyasal düşünüşü dinsel düşünüşten arındırarak laikleştirirken, dinsel olan ve olmayan her türlü önyargıları bir yana bırakmaya çalışarak, siyasal düşünüşü aynı zamanda bilimselleştirme girişiminde bulunmuştur.

1510 ile 1535 yılları arasındaki 25 yılda en önemli olay Mısır’ın Osmanlıların eline geçmesi ve Katolik dünyanın, Protestan akımlarla, dini olarak parçalanmasıdır.

Burjuvazi ile Katoliklik çelişiyordu. Katoliklik burjuvazinin elini, kolunu bağlayıp, onu hareketsiz bırakıyordu. Burjuvazi hürriyet istiyordu. İstiyordu ki karışanı görüşeni olmasın. O da istediği gibi davransın. Halbuki Katolikliğin “ Adil Değer “ kavramı bir deli gömleğiydi. Buna göre bir malın fiyatı istendiğin gibi arttırılamıyordu.

Hümanistler kiliseye durmadan saldırıyorlardı. İncilin saflığı, ruhbanın bilgisizliği, ahlaksızlığı, dünya işlerine dalmaları, halka yukarıdan bakışları, boş inançlara inanmaları hep saldırı konularıydı. Ruhban sınıfının saygınlığı halk nazarında iyice azalmıştı.

Almanya’da ortaya Luther çıkarak, Katolik uygulamalara karşı gelmeye başladı. Bazı Alman Prensleri Luther’i papalığın hışmından koruyorlardı. İngiltere’de de dinsel bir dönüşüm başlamıştı. Bu dönüşüm sert mücadelelere ve pek çok cana mal olacaktı. Din savaşları İsviçre kantonları arasında da yapılıyordu.

İngiltere kralı VIII. Henry, veliaht bırakacağım diye peş peşe evlenmeye ve eski kraliçelerden de kurtulmaya başlamıştı. Bu uygulaması Katolikliğe sığmıyordu. Papa ile Henry’nin arası açıldı. Bu durumda, İngiltere kilisesi Papadan yolunu ayırma yolunu tuttu.

Hümanizm gelişirken, Protestanlık ortaya çıkıp Katolik inançtan ayrılırken özellikle hür düşüncenin kol gezdiği İtalya’da sanat gelişiyordu. Şimdilik önü de resim sanatı çekiyordu. Dahiler yaşadı ve eserlerini verdiler.

Polonyalı astronom Nikolaus Koppernikus (1473 – 1543), evrenin merkezinin dünya olmadığını, güneş olduğunu ve diğer gök cisimlerinin güneşin etrafında döndüklerini ispat etti.

İran’ın fethini tamamladıktan sonra, Şah İsmail, geniş Sünni ahalinin mezhebini zorla değiştirme yoluna gitmişti. Sünni ulema ya öldürüldü ya da sürgün edildi. Şah İsmail’in kendi, Ortodoks Şii (On İki İmam Şiiliği) inancıyla uzlaşması pek olanaklı olmayan Heteredoks Şii (On iki imamcı Tasavvuf, Alevi) inancındaydı. Bu inanç farkına rağmen Şia’nın dinsel ileri gelenlerini ülkesine getirtti. Onlara toprak ve paralar verdi.

Türkmenler Şii değil Alevi idiler. Ancak Ali sevgisi gibi bazı unsurlar itibarı ile Alevilik Şiiliğe yaklaşıyordu. Aslında temel farklardan biri, hukuk sisteminin kabulünden geçiyordu. Aleviler Şeriatı reddediyorlardı.

Şiiler dinlerini peygamberin ailesi üzerine kurmuşlardı. Sıradan insanların Peygambere mirasçı olabileceklerini ve bu sıradan insanların Emevi hanedanını kurduklarını kabul etmiyorlardı. Halife de seçime dayalı olarak halk tarafından seçilemezdi. İmam ancak Tanrısal bir yolla miras tayin ederdi. Şiiler için Sünnet sadece Peygamber ve ailesinin eylem ve sözleriydi. Sünniler Peygamberin arkadaşlarının tanıklığını kabul ederken, Şiiler bunu reddediyorlardı.

Şii imamları Allah belirlediğinden, bunlar yetkin ve yanılmazdılar. Burada ortaya Şiiler ile Sünniler arasındaki önemli bir anlayış farkı çıkıyordu. Sünniler oy ile belirlemeyi kabul ederken, Şiiler sadece otoriteyi kabulleniyorlardı. Şiilere göre akıl dogma konusunda güçsüzdü, gerçek olan imamlar yoluyla gelen vahiydi. Sonuncu imamın sözleri Şiilerin en yüce ulemasının ağzından çıkardı. Bu nedenle herkesin yüce bilginin sözlerine uymaları gerekirdi.

Osmanlı İmparatorluğu Şeyhülislam Kemal Paşazade’nin dizginleri elinde tutması ile gittikçe Sünnileşiyordu.

Portekiz geleneksel ticaret yolunu kesmişti. Memluklar bununla mücadele edemiyorlardı.

Akdeniz’de ise hem Barbaros kardeşler ve hem de Osmanlı donanması kuvvetleniyordu. Bu sırada Kuzey Afrika Osmanlılara doğru kayıyor ve Osmanlı İspanyol deniz mücadelesi başlıyordu. Barbaros Hayrettin Paşa, Cezayir’i Yavuz Sultan Selim’e sundu.

Osmanlı padişahı Safevileri yenip, Şah İsmail’i tehdit olmaktan çıkardıktan sonra, Mısır’a saldırmıştı. Memluk devleti yıkıldı ve Mısır Osmanlıların en önemli eyaleti olarak İmparatorluk içindeki yerini aldı. Bu savaşlarda ve Batı Avrupa’daki savaşlarda artık top çok etken kullanılmaya başlanmıştı.

Bu sırada Osmanlı İmparatorluğunda ilk Celali isyanı da patlıyordu.

1510 yılında Osmanlı İmparatoru Yavuz Sultan Selim öldü ve yerine oğlu Kanuni Sultan Süleyman geçti. Roma Germen İmparatorluğunun başında ise V. Karl vardı. Bu sırada Almanya’da ezilen köylüler isyan etmeye başladılar ama feodallerin önünde tutunamadılar. Osmanlılar ise Macaristan içlerinde ilerliyorlardı. Budapeşte Osmanlıların eline geçti.

Osmanlı ordusu önünde durabilecek bir güç yoktu. Doğuda Safeviler, Batıda Habsburglar Osmanlı ordusu önünde geri çekiliyor, onunla sıcak bir çarpışmaya girmiyordu. Kış gelip, Osmanlı ordusu kışlamaya gidince, ortaya çıkıp, kaybettikleri yerleri geri alıyorlardı. Bitmez tükenmez bir savaş vardı. Bitip tükenen topraklar ile köylülerdi. Bu sırada Osmanlı ordusu birinci defa Viyana önlerine gelip dayandı. Kenti kuşattı.

Orta Amerika’da Aztek İmparatorluğu hızla kuruluyordu. Aztekler de yamyamlık dinlerinin bir ritüeliydi. Bu sırada, daha Aztek İmparatorluğu yeni kurulmuşken İspanyollar geldiler ve Meksika’daki halklara yapmadıklarını bırakmadılar. İspanyolların orada yaptıkları insanlığın alnına sürülmüş ve hiç silinmeyecek bir lekedir.

Derken ilk zenci köleler Afrika’dan Amerika’ya getirdiler. Şimdi acılar ve izdiraplar üzerine kurulan Köle İmparatorlukları başlıyordu. Başı Portekiz çekiyordu.

Amerikan kıymetli madenleri İspanya’ya akmaya başladı. Ancak bu akış Avrupa’da büyük bir enflasyona neden oldu. Bu sırada kıymetli madenler Avrupa’da pek kalamıyordu. Hindistan kıymetli madenleri emiyordu.

1532 yılında İspanyol Pizarro Peru’ya çıktı ve İnkalara saldırdı.

Babur Şah ise ordusu ile Hindistan’a girmişti. Hindistan’da bir Türk İmparatorluğu olan Babur İmparatorluğu kuruluyordu.

Çin’de okumuşlar arasında yaygın olan görüş, Çu Hi’nin Song dönemindeki görüşüydü. Bu yorum Çin’i dondurmuştu. Wang-Yang-Ming sezgiyi işin içine sokarak, Çu Hi yorumunu tekrar gelişmeye açmıştı. Ancak Wang-Yang-Ming görüşü Çin’de değil Japonya’da tutuldu.

16. Kitabın içindeki konulardan bazıları şunlardır:

Şah Kulu isyanı
Gül Hac
Martin Luther
Osmanlı Tahtı I. Selim’in
Osmanlı Devlet yapılanması
Divan
Veziriazam
Osmanlı Eyalet Sistemi
Raguza
Balkanlarda Özerk Yönetimler
Harem
Osmanlı Sarayı
Topkapı Sarayı Kapıları
Çavuşlar
Osmanlı Vergi Düzeni
Osmanlı Kent Ekonomisi
Osmanlı Kırsal Kesimi
Osmanlı Tarım ürünleri
Köylü Efendimizdir
Osmanlı Kumaş Üretimi
Osmanlı Maden Ocakları
Osmanlı Ordusu
Tımar Sistemi
Osmanlı Donanması
Kapıkulu Eğitimi
Ak ve Kara Ağalar
İslam’da Hadım
Machiavelli
Avrupa’da Reform
Padovalılar
Türkler Anadolu’dan Gidiyor
Yavuz Sultan Selim
Çaldıran Savaşı
İran Şii Oluyor
Memluklar
Barbaros kardeşler
Mercidabık
Birleşmiş İspanya
Mısır Osmanlıların
Ruslar
Cezayir
Celali isyanları
Aztek Dini
V. Şarl
Osmanlıda Sünnilik Ağırlık Kazanıyor
Luther
Protestanlık
Raffael
Portekiz ve Çin
Belgrad Seferi
Magellan
Worms Fermanı
Nüus Artışı
Anne Boleyn
Meksika’da gelişmeler
Erasmus
İspanya
Evrenin merkezi
Rodos Osmanlıların
İbrahim Paşa
Fraqnsız Kralı Esir Düşüyor
İngiltere ile Vatikan arasında ipler geriliyor
Almanya Köylü Savaşları
Sultan Süleyman’ın Macaristan seferi
Pays-Bas
Babür Şah Hindistan’da
Atahualpa
Albrecht Dürer
Zenci Köleler
Babür Şah
Habsburg
Denizlerde üstünlük
Bağdat Osmanlıların
Acte de Suprematie
Munster Komünü

Künye Bilgileri

Bizimkiler: Süper Güç (Anadolu Merkezli Dünya Tarihi 16. Kitap MS 1510 – MS 1535)
Evin Esmen Kısakürek, Arda Kısakürek
Anadolu Merkezli Dünya Tarihi
Türü: Tarih, Dünya Tarihi, Genel Kültür, E-kitap Oku, E-kitap indir

 

E-kitap okumak için tıklayın