Bizimkiler: Cengiz Han

E-kitap okumak için tıklayın

Anadolu’da asıl Türkleşme XIII. yüzyılda başladı. Bu sırada yeni Türk boyları gelmeye devam ediyordu. İşte bu sırada Türkler toplam nüfus içinde % 10’dan azdılar. Bu tarihlerde Anadolu nüfusunun 10 milyon küçüktü ve buna karşılık Türklerin sayısının 500 bin çıvarındaydı. Anadolu’nun nüfusu 10 milyondan azken, Rusya dahil Doğu Avrupa nüfusu 13 milyon, Batı Avrupa nüfusu ise 35 milyon çıvarındaydı.

Bundan sonra Anadolu halkının Türkleşmesi başladı. Bu Türkleşme birden bire olmadı. Ancak XX. Yüzyılda Türkiye Cumhuriyetinin kurulması zamanına gelindiğinde, nüfus içinde Türk olmayanlar % 30 kadardı (Kürtler, Ermeniler, Rumlar ve Levantenler). Türkiye Cumhuriyeti kurulmadan kısa bir süre önce, Birinci Dünya Savaşı esnasında büyük bir Ermeni nüfus Anadolu toprakları dışına çıkarılmıştı. Cumhuriyet kurulurken artık Anadolu’da kayda değer bir Ermeni nüfustan bahsedilemezdi. Cumhuriyetle birlikte Ortodokslar Yunanistan’a gittiler, sonra da mübadeleye tabi tutularak, geri kalanlar da Yunanistan’a yollandı. Yunanistan’a yaklaşık 1,5 milyon Ortodoks gitmişti.

Anadolu’ya gelen Türk boyları doğal olarak öncelikle Doğu Anadolu’ya yerleştiler. Daha önce Soğd’da olduğu gibi, başlangıçta kentler yerli halka kaldı. Türk boyları kırsal alanda göçebe yaşamlarına devam ettiler. Bu göçebeler daha sonra Anadolu’nun güneyindeki Toros dağlarına sürüleceklerdir. Artık göçebelerin yeni yaylası Toroslardı. Kışın Pamfilya, Kilikya ve Ege ovalarına inip, yazları yaylalara çıkıyorlardı. Göçebelerin hareketlendiği bölgeler de, yerleşikler tarım alanlarını terk ettiler. Böylece eskiden yılda birkaç kez ürün alınan yerler terk edilmiş oldular. Türkler gelirken meşhur bozkır arabaları olan “ yüksek tekerlekli “ arabaları ile gelmişti. Bu arabalar bir süre daha Anadolu’da Türklerin yanında kaldı. Türkler arabalarını terk etmiyorlardı ama dünya kervana dönmüştü. Eskiden Roma’nın meşhur yollarında arabalar giderdi, şimdi ise kervanlar yol alıyorlardı.

Malazgirt savaşından sonra Anadolu’ya, bir 20 yıl kadar, çok yoğun Türk akınları olmuştu. Bu akınlar daha önce anlattığımız “ amaç üzüm yemek, bağcıyı dövmek değil “ felsefesi yapıldığından Anadolu için yıkıcı olmamıştır. Büyük halk kitleleri korkutulmamıştır, böylece onlar da kaçmamışlardır. Kentler yakılıp, yıkılıp, tahrip edilmemiştir. Sulama sistemleri, Ormanlar yok edilmemiştir. Anadolu’da ormanların yok oluşu çok daha sonralara rastlamaktadır ki sırası geldiğinde anlatılacaktır. Meydana gelen zararların çok yüzeysel olduğunu yüz yıl sonra, XIII. Yüzyılın başında, Anadolu’nun dünyanın en mamur ve en zengin bölgelerinden biri olmasıyla bilinmektedir. Akınlar sırasında büyük tahribatlar olsa idi, yüz yılda böyle bir kalkınma sağlanamazdı. Ama bu fırsattan istifade şunu söylemek gerekir ki, daha önce de defalarca görüldüğü gibi ve bundan sonra da görüleceği gibi, Anadolu ne zaman nefes alabilecek bir 4 – 5 yıl bulsa, hemen kalkınır ve hiç umulmayacak kadar zenginleşir. Bu böyle ola gelmiştir ve kimsenin de aklı buna yatmamaktadır.

Türkler Anadolu’ya girerken, onların önü sıra Anadolu’da bir nüfus hareketlenmesi olduğunu da biliyoruz. Hatırlanacağı gibi Ermenistan’dan ayrılan bir kısım Ermeniler Kilikya’ya giderek, orada yerleşmişlerdi (Küçük Ermenistan).

Anadolu’nun Ortodoks nüfusu ise pek kaçmadı. Onlar kentler de ve kırsal da kalmayı tercih ettiler. Kaçanlar olmuşsa da bunlar kısa sürede geri dönmüşlerdi.

Türkler başlangıçta kıyılarla da pek ilgilenmemişlerdi. Kıyı ovaları ve limanlar yerli halka kaldı. Türkler daha sonra Antalya ve Sinop gibi bazı limanlardan ticaret yapmaya başladılar. Türklerin dış ticaret için yararlandıkları limanlar dışında pek çok liman kullanılmayarak yok oldu gitti. Bu yok olan yani doğaya terk edilen limanların pek çoğu antik çağdan kalma limanlardı. Bunların terk edilmesindeki esas nedenin, nehirlerin denizi doldurarak, liman kentlerinin limanlık vasfını yok ettiklerini daha önce anlatmıştık. Gittikçe denizden uzaklaşan bu antik kentler, Türklerden de ilgi görmeyince iyice boşalıp, tarihe mal oldular.

Anadolu Selçuklu devleti kurulduktan sonra yerli Ortodoks nüfus ve Türkler bir arada uyum içinde yaşamaya başladılar. Anadolu artık Avrupalılar için Türkiye’ydi. Müslümanlar için ise Rum (Romalı) ülkesiydi. Ahi teşkilatının ve zaviyelerin kurulması ile Müslüman olmayan nüfus Müslüman olmaya başlamıştı. Bu nüfus din değiştirdikten kısa süre içinde dil olarak Türkçeyi de kabul ederek Türkleşiyordu. Evlenmeler sonucu da 2 -3 nesil sonra herkes bir pota da eriyerek kimlik sorunu kalmıyordu.

Altun-aba vakfiyesi kayıtlarına göre, Selçuklulara esir düşen düşman askerleri zamanla büyük makamlara ve hatta emirlik makamına çıkabiliyorlardı. Bunların içinde sancak sahibi olanlar vardı. Altun-aba vakfiyesi bu hususa dikkati çektikten sonra, Anadolu’da Selçuklu yönetimindeki büyük beylerin çoğu, onların oğullarıdır diye akıl yürütür. İbn Bibi, Süleymanşah ve Keyhüsrev zamanında, her yıl 100 bin insandan fazlasının kendi istekleri ile İslamiyet’i seçtiğini belirtir. Bizce bu sayı abartmalıdır, ama yine de her yıl pek çok Anadolu insanının Türkleştiği kabul edilmelidir.

11. Kitap Hakkında

Türkler Çin’in kuzeyinden Batıya göçüp, şimdiki Moğolistan’da Türk yoğunluğu azalınca, Türklerin Anayurdunda çoğunluk Moğol kabilelerine geçmişti. Bu sırada hiç hesapta olmayan ve hatta en ufak bir emaresi bulunmayan bir olay gerçekleşti. Cengiz Han ortaya çıktı. Moğolları ve Türkleri birleştirerek, dünyayı fethetti. Avrupa’nın ortalarından Büyük Okyanusa kadar nerede ise eski dünyanın tümünü ele geçirdi. Sadece Afrika kıtası elinden kurtulmuştu.

Moğol istilası yıkıcı, yakıcı ve yok ediciydi. İnsanları öyle işkencelere tabi tuttular ki ölmek istenen bir durum haline geldi. Bir Moğol askeri öldürüleceğini bilen esirlere “ burada beni bekleyin “ diyip gidiyor, kimsenin aklına kaçmak gelmiyordu. Cengiz Han için mutluluk: “ düşmanı yenmek, malını mülkünü almak, düşmanın atlarına binmek, kızını ve karılarını öpmek… “ di.

Moğol fırtınasının çekirdeği oluşurken, Büyük Selçuklu devleti de kurulduğu gibi hızla sona erdi. Kuran da, yıkan da Oğuzlardı. Moğol istilasından önce iki okyanus arasında Türkçe konuşuluyordu. Her yerde Türk devletleri vardı, Türkler yönetiyorlardı. Bu meyanda Anadolu’ya gelen Türkler de yerli halkı Türkleştirerek, Anadolu Türklüğünü gerçekleştirmişlerdi. Moğolların önü sıra anayurtlarından kopan Türkler de durmadan Anadolu’ya geliyor, kaynağı besliyorlardı.

Bu sırada Suriye ve Filistin’e Haçlı seferleri devam ediyordu. Anadolu yolunu Türkler kapattıklarından, Haçlılar artık deniz yolunu kullanıyorlardı. Ancak Müslümanlar daha organizeydiler. Selahaddin Eyyubi, Kudüs’ü Haçlılardan geri aldı. Müslümanlar, Kudüs’ü aldığında, umulan olmamış, Haçlılara misilleme ve katliam yapılmamıştı. Ama Avrupa Hıristiyanları hala Kudüs’ü geri almanın hayallerini kuruyorlardı. Selahaddin Eyyubi sadece Kudüs’ü almamış, Fatımi devletine de son vererek Eyyubi devletini kurmuştu.

Anadolu’da Rum Selçuklu devleti üstünlüğü ele almıştı. Doğu Roma İmparatorluğu ile bazen paslaşıyor, bazen dövüşüyorlardı. Balkanlarda Macaristan devleti gittikçe kuvvetleniyordu. Sırbistan bağımsızlığı kazanmış, zaman zaman etkili bir güç olmuştu. Doğu Roma içinde ise büyük toprak sahipleri yine ipleri ellerine almışlardı. Doğu Roma köylüsü perişan haldeydi. Buna karşılık Rum Selçuklu devleti topraklarını Hıristiyan köylülere açmıştı. Hıristiyan köylüler, Selçuklu topraklarına göç ediyorlardı.

Fütuvvet ile iç içe giren Ahilik Anadolu kentlerinde örgütleniyor ve bir taraftan da sufi özellikler kazanıyordu. Anadolu’da yeni yerler Selçukluların veya diğer Türk beyliklerinin eline geçtikçe, Hıristiyan kentler Ahi örgütündeki din adamlarınca kuşatılıyorlardı. Böylece kentlere gelen Müslümanlar daha adımlarını kente attıklarında onların her işini halleden bir örgütle karşılaşıyorlardı. Bu yeni gelenlerde büyük bir güven duygusu uyandırırken, Hıristiyanların da özlem duymalarına yol açıyordu.

IV. Haçlı seferi, Kudüs yerine Constantinopolis’i vurdu. Doğu Roma’nın başkenti soyuldu, yıkıldı ve boşaldı. Burada ömrü 57 yıl olan bir Latin krallığı kuruldu. Latin işgalinden kaçanlar İznik krallığını, Trabzon İmparatorluğunu ve Selanik devletini kuruldular. Latin krallığı ile birlikte Doğu Roma İmparatorluğu bitiyor, küçük bir devlet olan Bizans dönemi başlıyordu.

Kıpçaklarla güçlenen Gürcü devleti genişleyerek Kafkaslara ve Kuzey Doğu Anadolu’ya hakim olmaya başlamıştı. Kilikya’daki Ermeni prensliği bir süre Haçlılarla birlik olmuş, sonra Antalya kontluğundan korkarak onlarla mücadeleye girişmişti. Papanın araya girmesi ile Ermeni Haçlı işbirliği yerleşti.

Bu dönemde Müslüman dünyasında felsefe zayıflarken, ortaya Endülüs’ten İbn Rüşt çıkmıştı. İbn Rüşt Yahudi ve Hıristiyan dünyada etkili olurken aynı etkiyi Müslüman dünyada gösteremedi. İbn Rüşt’ü Haham Moses ibn Maimon takip etmişti. Ancak o da Yahudi toplumunda geniş bir kabul görmedi.

Müslüman toplumda Şahabeddin Suhreverdi yetişmişti. Gazali tarafından Sünnilerle barıştırılan sufilik, Suhreverdi ile daha çok iç içe girdi. Ama Sünniler hala yeteri kadar kendilerinden emin değildiler. Suhreverdi de Hallaç gibi dinsizlik suçlaması ile öldürüldü.

Sonra Muhiddin Arabi geldi. Başlangıçta bir azınlık hareketi olan sufizm, Muhiddin Arabi’den sonra, tüm İslam dünyasında yaygın ve saygı gören bir inanç haline gelmişti. Bundan sonra, pek çok sufi tarikat kurulacaktı. Müslüman dünyada sufi olmayan tarikatlar da vardı. Bunlardan biri de kendini Ahmet Yesevi’ye bağlayan Nakşibendilik’di. Bu tarikat gelecekte Anadolu Sünniliğinde çok etken olacaktır.

Japonya’da ise Amida Buda gelişiyordu. Japonya’da çeşitli sıkıntılar içinde boğuşan halk, Amida Buda’da avunabileceği, sarılabileceği bir gelecek bulmuştu. Bu sıralarda Çin ile Japonya arasındaki ilişkiler de zayıflıyordu. Japonya’da İmparator, Şogunun (Şogunların) sert vesayeti altına girmişti. Dönem Şogunlar dönemiydi. Çin’den Japonya’ya Zen mistik düşüncesi girmiş, bu da Japonya sanatının görüş açısını değiştirirken Çay Kültürüne de yol açmıştı. Artık Çay serenomisinin Japon hayatında özel bir yeri vardı.

Güney Doğu Asya’da Khmer İmparatorluğu ve onunla beraber linga kültürü yükselmişti.

Doğu Batı ticareti genelde deniz yoluna kaymıştı. Bu ticarette önde olanlar Araplardı. Çin gemileri ise Hindistan ve Afrika’ya kadar gitmeye başlamıştı.

Bolonya Avrupa’nın hukuk öğretim merkezi haline gelmişti. Buradan laik hukuk adamları yetişmeye başladılar. Alman kralı Heinrich, Palermo’da Normanlardan miras kalan Sicilya Krallık tacını giydi. Sicilya’nın Alman devletine katılması ile Heinrich güçlü bir İmparatorluk kurmak için önemli bir adım atmıştı. Şimdi Papa ve Heinrich, Hıristiyan dünyanın liderliği için ve kim kime tabi olacak diye çekişiyorlardı.

İtalya birbirinden bağımsız ve birbiri ile ilgisiz kent devletleri vardı. Fransa ve İngiltere de ise krallıklar hızla, kendi yönetim organlarını da kurarak gelişiyorlardı. İngiltere’de kralın keyfi davranışlarını sınırlayan “ Magna Carta “ 1215 yılında yazıldı. Magna Carta, İngilizlerin krallığa karşı haklarının kökeni olacaktı.

Katolik Kilisesinin tutumu ve Hıristiyan din adamlarının doymak bilmez iştahları, Batı Avrupa’da yeni mezheplerin oluşmasına ortam hazırlıyordu. Bazı mezhepler kanla ezildiler. Dominikenler ve Fransiskenler gibi bazıları da Papalıkla kol kola girdiler.

1231 yılında Papa IX. Gregory “ Mezhep ayrılıklarının Kötülüklerini Soruşturma “ adını taşıyan özel bir adalet mekanizması kurdu. Bu işi Dominiken rahiplerden oluşmuş bir komisyona havale etti. Komisyon daha önce Normandiya’da kullanılmış olan yeni bir yargılama usulünü kullandı. Bunun adına Engizisyon (soruşturma) dendi. Artık Hıristiyan dünyada işkenceler, diri diri yakmalar başlamıştı. Papalığın kurduğu Engizisyon, dünyanın gördüğü en iğrenç, acımasız ve zalim kuruluştu.

Yahudiler Avrupa’da itilip, kakılmaya devam ediliyorlardı. Servetlerine el konuyor, kentlerden ve ülkelerden sürülüyorlardı. Yahudi mistikler çoğalmıştı. Mistikler, bilginin ustadan öğrenciye aktarıldığı gizli bir disiplin içindeydiler. Buna “ Kabbala “ veya “ devralınmış gelenek “ adını verdiler. Kabbala binlerce yıldır yapılan çalışmaların bir ürünü olarak ve adını alarak varlığını ortaya koydu.

Amerika kıtasında Maya konfederasyonu Cocomlar tarafından bozulmuştu.

Abbasi Abdullatif Bağdadi Abdülcebbar Abdülhalik Gücduvani Acem Adalet Adana Adrianopolis Afganistan Ahi Evran Ahiler Ahlak Ahlat Ahlat-şah Ahşap Ak Koyunlu Ak Orda Akhisar Akitanya Akitanyalı Akka Akkoyunlular Aksungur Alaeddin Keykubad Alaeddin Muhammed Alaiyye Alamut Alanlar Alanya Albigensian Albililer Alem-i mana
alem-i misal Alexios Alexios Branas Alexios Komnenos Ali Tekin Alienor Alkazar Allah
Alman Altan Altıgöz Köprüsü Altın Orda Altun-aba aman Amasya Amid Amitabha Amitayus Amu Derya Anadolu Anazarba Andre Bogolinski Andronikos Komnenos Andros Angelos Angevin Angkor Anjou Ankara Arap Arif Arif Çelebi Aristo Arpaçimen Arras Arslan Yürekli Richard Arslanşah Artukoğlu Beyi Nureddin Muhammed Artukoğlu Nizameddin Sultan Asen Askalan assises de Romanie aşiret Aşk ve Merhamet Aşkenazi Atabey ateşli silah Avarif-el-Maarif Avrasya Avşar Aya Yorgi Ayaz Aybek Aytekin Azerbaycan
B
Ba’arin Baba Tahir Babai isyanı Babenberger Bağdat Bahaüddin Nakşibend Muhammed b. Muhammed el-Buhari Balaban Kutluğ Balasagun Balciyuna Balciyuntu Baldwin Balıkesir Bamiyan Bamyan Barbar Barçınlı Barbarossa Basileios batini Batu Han Baudouin Beatrice Beatrice Portinari Bedreddin Yusuf Bedrettin Yusuf Behramşah Beki Bela Belgrad Belgüdey
Belh Beni Merin Berberi Berdesir Beyrut Beyşehir Beytekin Beytemur Beytimur Bigadiç Bilge Han Bilgelik Binah Bistami Blanche Bo’orçu Bohemond Bologna Üniversitesi Boniface Boniface de Montferrat Borciginler Borodin Polovest Dansları Bouvine Bozkır Börte Brötanya Buda Amida Budahut Budist Burhan Haldun dağı Burjuva Büri-bökö
C
Ca’utkuri Cafer Hoca Cambridge Camuha Camuha Bodonçar Capetler Carciud Cebe Cehennem Celaleddin Celaleddin Keyferidun Celayir Celme Cend Cengiz Han Cengiz Yasası Cennet Cenova Ceyhun Chambre des Comptes Cıhan Pehlivan Claude Cahen Clemens Cocom Coğrafya Commania Constables Constantinopolis Constantinus Coroners Cuci Cuçi-darmala Cücen Cürki Cüveyni Çagan Çağatay Çang-Çuen Çankırı Çarçiuday Çay Kültürü Çerkez Çernigov Çetr Çifte minare Çila Çilge Çimbey Çin Çiva çocuklar Haçlı Seferi
D
Da’aritay Daarıtay Dalmaçya Damgan Danişmendname Danişmendoğlu Muzafferüddin Mahmut Danişment Haçip Dannoura Dante Dar-üş Şifa medresesi David Davit Solsan Davudşah Delhi Sultanlığı Denizli Derviş devlet erkanı Dharmaya Dimyat Din Dinar Divriği Diyarbakır Dizanteri Dogen Doğu Roma imparatorluğu Domaniç Dominiken Doukas Dyrrhakhion
E
Ebu Bekr Ebu Bekr-i Tihrani Ebu Hamid Ebu Muhammed Abdülhak Ebu Müslim Ebu Zayid Ebu’l-Velid ibn Ahmet İbni Rüşt Ebubekir Edep Edirne Efdal Eflaki Ege Elbistan Elcezire Elhamra Sarayı el-Malikül-Adil el-Malikül-Efdal el-Melikül-Adil Ebu Bekr Emerich Emir Şehinşah En Sof Endonezya Endülüs Enrico Dandalo Epiros Ereğli Ermeni Ermenice Ermeniler Erzincan Eskişehir Eşraf Eşref Euboea Eudokia Evhadüddin Kirmani
F
Fars Fars felsefe Ferdinand Feridüddin Attar Fidye Fildişi fityan Flaman Floransa Fontevraud Frank Fransisken Frederich Frederik Friderich Friedrich Friedrich Barbarosse Fuduk Fujiwara Futühatü’l-Mekkiye’de Fütuvvet şalvarı
G
Galiçya Ganj Gavras Gazali Gaziye hatun Gazneliler Gelendost Hanı Gelibolu Genceli Nizami Geoffroy Germen getik Gevher Nasibe Tıp Medresesi Gırnata Gıyaseddin Keyhüsrev Giralda kulesi Girit Gizlerin Hazinesi Gnostik Godefroi won Wiesenbach Gothama Sidertha Göçebe gök dünyası Gök Orda Gök Tanrı Gökmoğollar Gregorius Guillaume Guillaume de Tyre Gur Guy Guy de Lusignan Guyenne Gülistan Gündoğdu Gürcü Gürcü
H
Haham Elizar ben Judah Haham Moses ibn Maimon Haham Samuel Haham Sofu Judah Hakikat Halaç Haleb Hallac Han T’o-wei Hani haram harim Hariri Harput Harran Harzemşah has Hasan Hasankeyf Hasşu-koyo haşşaşi haya Heian Heinrich Helat Henri Henry Herat Hesed Hethoum Hetum Hıristiyan Hırvatistan Hıttin Hızır hicret Hikmet Hile Himalaya Hinayana Hindi kuş Hindistan Hindu Ho’elun Ho’elun-eke Hod Hohenstaufen Hojo Hokhma Hongan Honorius Hospitalier şövalyeleri Hospitaliers Hoylu Şeyh Nasirüddin Mahmud Hsi-Hsia Hunacc Ceel Hunlar Hüsameddin Hüsameddin Çoban
İ
Isaakios Angelos Isık Işığın ustası Işıklar ışığı Itza İbn Sait İbni Batuta İbni Baytar İbni Ebu Useibi İbni el-Athir İbni el-Avram İbni el-Ferid İbni el-Kalanisi İbni el-Kifti İbni Fadlan İbni Guzman İbni Meymun İbni Rüşt İbni Zübeyir İbni Zühre İbnul Heysem idea İgor İgor Bölüğü Destanı İgor’un oyunu İhtiyareddin Hasan ikta İl Deniz İlahi Komedya İle-de-France İli İmadeddin el-İsfahani İnalcık inanç İnanç Bilge İnanç Hatun İncil İnnocent İnnocentius İnsan-ı Kamil İoannes III. Dukas Vatatzes İolande ipek İpekböcekçiliği İsa İsaura İsmaili İsticab İstiğfar İşraki mistizmi İustinianos İustinos İvan Asen İvane İzzeddin Keykavus
J
Jack Goody Japonya Jayavarman Jean de Brienne Jendri Jin Juan-Juanlar
K
Kabbala Kabe Kabile Kabusname Kadıköy Kadın Han kafir Kağıt Kalka Kalonymos Kaloyan Kamakura Kamerüddin Lala Kamil Kamkura Kanglı – Kıpçak Kara budun Kara Koyunlu Karabudun Karadeniz Karahitaylar Karakoyunlular karimi Karluklar Kasar Kastamonu Kastilyalı Blanche Kaşgar Kaşkarlı Mahmut Kathar Katolik Kayı Kayrevan Kayseri Kayseriye Kazvin Kelam Kemal Kereyit Kereyit hanı Kereyitler Kervan Kervansaray Kether Elyon Keyhüsrev Keykavus Khalkedon Konsili Khmer Kılıç Arslan Kınık Kıpçak Kırgız Kırgızlar Kırkağaç Kıyamet Günü Kıyan Kızılarslan Kızıldeniz Kızılören Kiev Kilikya Kin Kirman Selçuklu devleti Kitab-ı Diyarbekiriyye Kitabül Menasir Koçhisar Komnenos Konstantinos Konstanze Kordoba Kore Korfu Koron Kotian Koyluhisar Kozludere Kökoçü
köle Krallık Kubilay Kuçar Kudret Kudüs kul Kulan Kuman Kumanlar Kuran kutb Kutbeddin
Kutbeddin Aybeg Kutbeddin Melikşah Kutbeddin Muhammed Kuteybiye camii Kutul Han Kutup Minar minare Kuvvet-ül-İslam Camii Kuyo Küçlük Kürt Kürtler Kütahya Kyoto Kyr Vart
L
Lahor Languedoc Cathars Languedoc Katharları Laodiceia Latin İmparatorluğu Latince Latran konsili Laz legiste Leon Levantenler Li Lung-mien Limoge Linga Logos Louis Lul
M
Macar maden Magna Carta Mahayana Mahzen-ül-esrar Maimonides Makamat Makedonya Malaga Malatya Malazgirt Maliküladil Malkut Mama Hatun Manuel Manuel Komnenos Manuel Mavrozomes Maraş Margarete Marguerite Maria Marifet Maronitler Mauzoromes Komnenos Maveraünnehir mavi Deftere Mayapan Mecdüddin Ebubekir Mecdüddin İshak Medine meditasyon Mekke mekruh Melik II. Turanşah Melikül adil Melikülaziz Melikülefdal Melikülmansur Muhammed Meliküzzahir Mengücoğlu Behramşah Mengüçoğulları Menkıbe
menok Meram Meriniler Merinos koyunu Meriyye Merkit Merv Mesnevi Mesut Metafizik Fizik Mevlana Celaleddin Rumi Mevlevi Mezheb Mısır Micingerd Mihail Mihail Autoreianos Mikhael Mikhail Angelos Milet Minamoto Yoritomo ministeriaux Minomoto Minşar Misis mistik Modon Moğolların Gizli Tarihi Montferrat Markisi Mora Moskova Mubarizüddin Behramşah Mubarizüddin Ertokuş Mugiseddin Tuğrulşah Mugisüddin Tuğrulşah Muhali Muhammed Muhammed Bahaüddin Nakşbend Muhammedşah Muhiddin Arabi Muhyiddin Mesut Muizzeddin Kayserşah Mukali Munglik murakabe Murtzuphlos Musa bin Meymun Musul Muş mutasavvıf Atar Muvahhit Muvahhitler Muvahhitlik Muzaffereddin Mahmut Mükemmel İnsan Mürşad Müslüman Mütügen
N
Nafile Naksos Nakşibendi Nakşibendilik Naku-bayan namaz Napoli Nasır Lidinillah Nasırüddin Muhammed Nasreddin Muhammed Nasr-ı Hüsrev Nasriler Nasrüddin Berkyarukşah Nasturi Naya Nayman Necmüddin Daye Necmüddin Ebubekir İbn Muhammed el-Razi Nefes-i rahmani Nemanya Nermaşir Nesa Netsah Niğde Niketas Niketas Khoniates Niksar Niş Nişapur Nizameddin Argunşah Nizami Nizamiye medresesi Norman Norveç Novgorod nöker Nuh tufanı Nureddin Sultanşah Nur-ül-envar
O
Oc Oğuz Oğuzlar Onan nehri Ong Han Orda Han Orta Asya Ortadoğu Ortodoks Osman Otcigin Ottekin Otto Oxus Ozan Hakani Ögeday Ömer Ömer Hayyam Ötüken Özkent
P
Pamfilya Papa paralı asker Patrik Michael Pekin Peloponnes Pervanelik Peten Petro Peygamber Philadelphia Philippe Auguste Philippe von Schwaben Pi-chi Pierre de Courtenay Pirene Pitten Plovt Poloveç Dansları Prens Prithviraca pronoia Provence Provensli Marquerite Pskov Ptolemaios Purva-pranidhana Pythagoras
Quanzhen
R
Rab Rabat kalesi Racputlar radanni Ragusa Rahamin rahle.Rakka Ramle Renauld de Chatillon Reşidettin Rey Ricoldo di Monte Croce Risale Roberd de Sable Robert de Courtenay Robert Grosteste Roger Roma-Germen İmparatorluğu Rosoudan Rubai Rum Pontus Rum Pontus İmparatorluğu Rum Selçukluları Rum vilains Rumlar Rupen Rus Ruskaya Pravda Rusya Rükneddin
S
Süleymanşah Rüstem’in Türkmenleri Rüşvet Sabur Han Saçabeki Saça-beki Sadeddin Sadreddin Saint Jean Saint Louis Salamanka Saltuklu Sancarşah Sanskritçe Sayda Sefirot sekiz öğretinin temeli seladon Selahaddin Eyyubi Selanik Selcen Hatun Selçuk Hatun Selçuklular Seleucia Semerkant Semnan Sen Jorj Sencer Sengün Serahs seramik Serez Sevgi
Sevilla Sevr mağarası Seyfeddin Ayaba Seyfettin Beytemur Seyhun Seylan Sırbistan Sibirya
Sicilya Silifke Silvan Sirmium Sis Siverek Slovenya Smolensk Sofia Sofuların Kitabını Sofya Soğdlular Song Sonsuzluk Sonu olmayan Sophia Sorkan-şira Söğüt Sökmen Spitzberg Steiermark Stephan Stephan Nemanya Sufi Sufizm Suğdak Suhreverdi Suistimal Sukhavativyuha-sutra Sur Suzdal Prensliğini Sübetay Süldes Sünni Sünniler Süryani
Ş
Şafi Şahabettin Suhreverdi Şakyamuni Şalva Şaman Şamkori şap Şato Rustaveli Şebankare Şekina Şemseddin ILTutmış şeriat Şeyh Ahmet Faruki Şeyh’ül Ekber Şeyh’ül-İşrak Şıhne Şigi-kutuku Şihabeddin Şihabüddin Tuğrul Şii Şin Şinran Şinto Şirazlı Sadi Şirazlı Sadi Şogun Şogunat Şota Rustaveli Şul
T
taht mistikleri Taht Mistikleri Taira Takiyüddin Ömer Talmut Tamar Tangut Tanrı Tanrı Korkusu Taoist Taoist rahip Taraori Targutay Kiriltuk tarikat Tarsus Ta-ta T’ong-a Ta-ta Tonga Tatar Tayasal Tayçar Tayçiut Taynal Noyan tecelli Tefekkür Tekiş tekrar diriliş Temel
Tengri terbiye Tergetu Bayan Terken Hatun Teselya Teuton Tevrat Thamara Theodora Theodoros Dukkas Theodoros Laskaris Theodoros Mankaphas Thessalonike Ticaret Tifereth
Timuçin Timur Tlemsenli Arifüddin Süleyman Tokat Toktoa Tokyo Topraksız John Toros Tölesler Tövbe Trablus Traungau Traungauer Trnovo Tuğrul Tuli Tuluy Turanşah Turgut Türk Resuliler Türkçe Türkler Türkmen Türükler Tüs
U
Ulak Ulema Ulu Camii Ulubarlu Ululuk unagan-bogol Urallar Urfa Urgenç Usame İbni unkid
Usun Uygurlar Üç-ok Ürgenç
V
vakıf Van Vatatzes Vaudois veba vecd Venedik Vietnam Viranşehir Volga Volga Bulgarları Wang Chongyang Wang Han Windsor
Xiu
Y
Yahudi Yakut Yakutlar Yasa yayılma Yayiçyut Yazır Yazırlar Ye-liu-çu Ts Yeni Platoncular Yesevi Yesod Yesügey Yesüken Yesür Yınaloğulları Yiva Yunanistan Yüce Taç
Z
Zagros Zahireddin İli Zakaria Mhargrdzeli Zalim Zara Zaviye Zen Zenate Zerdüşt Zeyneddin Başara Zikir

11. Kitabın içindeki konulardan bazıları şunlardır:

Türk akınları
Esaret
Börte
Poloveç dansları
Doğu Roma
İbn Rüşt
Nakşibendilik
Endülüs etkisi
Moses İbn Maimon
Suhreverdi
Amida Buda
Şogun
Rum Selçukluları
Karimi
Kudüs Müslümanların
III. Haçlı Seferi
Cengiz Han
II. Kılıç Arslan
Fransa Krallığı
İngiltere Krallığı
Büyük Selçukluların Sonu
Batı Avrupa’da gelişmeler
II. Rüknettin Süleymanşah
Gıyaseddin Keyhüsrev
Tatarların sonu
Moğol Ordusu
Kraliçe Thamara
Alienor
Constantinopolis’de Latinler
İnsan eti ile beslenme
Delhi Sultanlığı
Moğolların dünyayı fethi
Harzemşahlar
Harzemşah Halife Çekişmesi
Muhiddin Arabi
Haçlı Seferlerinin sonuçları
Cengiz yasası
Magna Carta
Papa iktidarı
Ahiler
Anadolu Selçuklularda Para
İki Okyanus arasında Türkçe konuşuluyor
Anadolu’nun Türkleşmesi
Anadolu’da mimari değişim
Türk Kadını
Ak Koyunlar
Kara Koyunlar
Cengiz Han Batıya yürüyor
Alaeddin Keykubat
Moğollar Ceyhun’u aşıyor
Moğollar ve Türkmenler
Moğol Orduları Rus Steplerinde
Fahreddin Berhamşah
Cengiz Hanın ölümü
Ögeday
Kabbala

Künye Bilgileri

Bizimkiler 11. Kitap: Cengiz Han (Anadolu Merkezli Dünya Tarihi MS 1180 – MS 1235)
Evin Esmen Kısakürek, Arda Kısakürek
Anadolu Merkezli Dünya Tarihi
Türü: Tarih, Dünya Tarihi, Genel Kültür, E-kitap Oku, E-kitap indir

 

E-kitap okumak için tıklayın